California Cevizi
California Cevizi

Kime Yazıklar Olsun?

Üst kattaki mutfağa çıkıp akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladık. Unuttuğumuz malzemeler için marketten sipariş vermek üzere telefonumu elime aldım ve Adnan’ın, yaklaşık bir saat önce beni aradığını gördüm. Sema’ya dönüp “Adnan aramış ama önce marketi aramak istiyorum” dedim.


İki yakın kız arkadaşın bir araya geldiğinde yapabileceği en mümkün işlerden birine giriştik: sevgili dedikodusu! Bir Sema anlatıyor, iki ben anlatıyorum. Adnan’ı artık hiç özlemediğimi, bu ilişkiyi neden devam ettirdiğimi anlamadığımı, O’nu terk etmeye cesaretimin olmadığını ama O, beni terk ederse pek bir mutlulukla karşılayacağımı söylüyorum. Sema ise erkek arkadaşıyla ilgili pembe renkli şikâyetlerde bulunuyor: mesajıma iki saat sonra cevap verdi, buluşmaya geç kaldı gibi… Bense, hızımı kesmeden anlatmaya devam ediyorum: bir zamanlar Adnan’a delicesine âşık olduğuma inanamıyorum, aslında ben Adnan’da Cihan’ı aradım ve aradığımı bulamadım. Büyük umutlarla başladığım bu ilişki, tam anlamıyla bir hayal kırıklığına dönüştü…


Mutfakta, sırtım antreye dönmüş şekilde otururken içimden bir his arkama bakmamı söylüyor, bakıyorum, bakışlarımı daha ileri götürüyorum: salona… “Sema, salonun ışığı yanıyor” diyorum ve yaklaşık beş adım atmamla birlikte Adnan’ı salondaki koltukta otururken görüyorum. Önce büyük bir çığlık atıyorum, sonra da “senin burada ne işin var?” diye soruyorum. Işık hızıyla gözümün önünden birazdan olabilecek felaketler geçiyor ya da en iyi ihtimalle Adnan’ın hiçbir şey söylemeden evden çıkıp gidebileceği ve beni terk edeceği… Ne var ki ikinci seçeneğin gerçekleşecek olmasının düşüncesi bile içime, kocaman bir huzur yastığı yerleşmiş hissi uyandırıyor.


Adnan, dik dik suratıma baktıktan sonra konuşmaya başlıyor ve hayatı boyunca tanıdığı en karaktersiz insan olduğumu söylüyor. Yüzüne söylemek yerine arkasından konuştuğumu, O’nun bilmesi gereken her şeyi arkadaşımın bildiğini, zaten O’nun da bana âşık olmadığını sırf bana acıdığı için benimle birlikte olmaya devam ettiğini de söylüyor. Adnan bağırıyor, öfkeden yüzü kıpkırmızı oluyor; bense, yerin dibine geçmek yerine “oh! Sanırım artık ilişkimiz bitiyor” diye içimden geçiyorum.


Bu ilişkide rahatsız olduğum durumlar varsa neden O’na sormadığımı, O’nu artık özlemiyorsam neden bunu O’na söylemediğimi, bana tat vermeyen bu ilişkiyi neden sürdürdüğümü soruyor; sorularına tek bir soruyla cevap veriyorum: senin burada ne işin var? “Tek merak ettiğin bu mu? Yazıklar olsun!” diyor ama kendimden utanmıyorum, tekrar soruyorum. “Ofiste bugün pek fazla işim yoktu, evden çalışırım diye düşündüm. Akşam birlikte oluruz diye kendi evime gitmedim. Sana haber vermek için aradım ama telefonuma cevap vermedin” şeklinde açıklama yapıyor. Yine içimden şöyle geçiyorum: keşke market yerine önce Adnan’ı arasaydım, bu konuşmaları duymasaydı.


Adnan, kapıya doğru yöneliyor ve tek seferde şu deyimi söyleyebiliyor: “Fool me once shame on you. Fool me twice shame on me” * Aklımdan, Sex and the City dizisinin en sevdiğim karakteri Samantha’nın uydurduğu deyimle karşılık verip, durumla alay etmek geçiyor ama susuyorum. Tartışmayı sürdürmek isteyip “Fuck me badly once, shame on you. Fuck me badly twice, shame on me!” demeyi çok istiyorum, vazgeçiyorum.


Bu durumda, kime yazıklar olsun? Oscar ödülü alacak kadar başarılı rol yapan Adnan ve bana mı? Yoksa ikimize birden mi? O da değilse, arkasından konuştuğum için bana mı?


*Beni, bir kere kandırırsan; sana yazıklar olsun! Beni, iki kere kandırırsan bana yazıklar olsun!


Feraye


Feraye Demir
Yüksek Topuklar – Köşe Yazarı
ferayedemir@gmail.com


Tüm Yazılarımı Okumak İçin Tıklayın!

5 Yorum

  1. Belki çok klasik olacak ama, bence kendimize yapılmasını istemediğimiz hiç bir şeyi karşımızdakine yapmamalıyız.

  2. bencede sana yaziklar olsun ne olursa olsun eger bisi hissetmiyorsan bunu ona söleyip ya cözüm aramali yada bitirmeliydin sen bisi hissetmiyor olabilirsin ama karsindakine saygi göstermen gerekirdi..

Yorum Yapın