California Cevizi
California Cevizi

Yoluna Kuş Konsun!

Çalıştığım şirketin geleneksel cuma toplantılarında, direktörümüzün konuşmalarını dikkatle dinler, not alırım. Performansımdan memnuniyetini her fırsatta dile getiriyor olsa da “yeterince çalışmıyorsunuz” diyerek ortaya bir laf attığında; üzerime alınır, utanırım.

 

Metroya binmek için sırada beklerken, yanımda duran kişiden önce içeriye geçecek olursam; açgözlü gibi davrandığımı düşünür utanırım. Yanaklarım kızarır, elimi boynuma götürür sıkarım, terlerim…

 

Evet, gündelik hayatta her birimizin başına gelebilecek sıradan olaylar karşısında utanç duyabilen bir insanken; hayata ilk yolculuğumda beni taşıyan, mendebur suratlı oluşuma rağmen gülümseyerek yaklaşan, aleni şekilde “babamı daha çok seviyorum” dediğim halde beni sevmeye devam eden anneme, peş peşe sıraladığım mızrak şeklindeki sözlerimden utanmadım… Söylerken utanmadım da söz ağzımdan çıkıp, annemin kulaklarına ulaştığında, kendi sesimden irkildiğimden utandım… Ben, canavara dönüşmüş olabilir miyim?

 

“Sen beni asla anlayamazsın! Keşke seni görmeseydim” kılığındaki nefretimi dışarıya bıraktığımda, annemden sağlam bir tokat geleceğini hissettim. Yüzüme baktı, baktı, baktı… “Bildiğin ama kendine söylemeye bile cesaret edemediklerin için beni suçluyorsun, zamanı geldiğinde anlayıp pişman olacaksın” dedi ve gitti…

 

Evet, ben hatalıydım. Evet, bir kere daha köprüleri yıkmış, gemileri yakmıştım. Tam, gerçek anne-kız olmaya başlamışken her şeyi mahvettim! Pişman olmak için yıllar geçmesine gerek kalmadan, annem gidince anlayabilmiştim…

 

Şimdi, iki kere ayrılık yaşayacağız. Ben, Amerika’ya gitmekle sadece kıta değil annemle düzelmeye başlayan ilişkimi de değiştirdim. Son pişmanlığın çaresi var mı? Ben, gerçekten Beşiktaş’taki küçük mutfaklı evde yaşayıp vişne ağacına bakarak hayaller kuran kız olmaktan ne zaman vazgeçeceğim?

 

Sabah yola çıkacağım ama selametle mi gidiyorum, emin değilim…

 

***

 

Evimden ayrılmadan önce sımsıkı sarılmış olsaydım, çok özleyeceğimi söyleseydim, gelirken ne getireceğimi sorsaydım eğer gece boyunca huzurla uyuyabilirdim… Annemin bedeni gitti, ruhu ve derin bakışları kaldı, uykumu çaldı!

 

Yatağın içinde bazen sağa sola dönerek, bazen kedim Nane’nin uykusunu kıskanarak, bazen gözlerimi yelkovan ve akrebe kilitleyerek ama en çok annemi düşünerek güneşin doğuşunu gördüm. Alarm çalmaya başladığı anda günlerdir uyumuşum da yeni uyanıyormuş gibi biraz dinç biraz bitkin yataktan çıktım. Eğer, uyku yoksa yatağın ne anlamı vardı ki?

 

Banyoya girip, çok sıcak suyla yıkandım. Saçlarımı kurutup tepeden topladım. Yolculuk boyunca rahat etmek için bir pantolon ve tişört giydim. Kedimi öptüm. Bavulumu alıp evden çıktım. Burada olmadığım süre boyunca Nane’ye bakması için evimin anahtarını Nesrin’e bırakmak üzere O’na gittim. “Annen haklı” diyeceğini bilerek, olanları anlattım. Beklediğim oldu, bazen beni tanıyamadığını bile söyledi… Daha fazla eleştiriye maruz kalmamak için kalkmam gerek diyerek hızla evden çıktım.

 

Atatürk Hava Alanı’na direktörümden önce gelip check-in ve bagaj kontrollerimi yaptırdım. Zaman geçirmek için mağazaları dolaşıp en sonunda bir kitabevine girdim. En çok satan kitaplardan uzak durma huyumu bir kenara bırakıp Gülse Birsel’in Yazlık isimli kitabını aldım. Henüz okumaya başlamıştım ki direktörüm aradı. Uçağa binmek için son hazırlıkları yapmamı istedi.

 

Türk Hava Yolları’nın, şimdi hatırlamadığım sefer sayılı uçağıyla New York’a gitmek üzere yola çıktık. Üzerime battaniye örtüp uyuyabilmeyi umut ettim. Biraz hayal kurarak, biraz beynimi dondurarak zamanı yönetmeye çalıştım. Uyumuşum…

 

Gözümü açtığımda New York JFK Hava Alanı’na gelmiştik ve rüyalar şehri beni bekliyordu. Peki, ben rüyamda ne görmüştüm? Cihan’ı! Aman Tanrım! Bilinçaltım ve üstüm Cihan’la kaplanmış!

 

Bavullarımızı alıp şehir merkezine gitmek üzere taksi ararken, telefonumu açmayı akıl edebildim. Annem mesaj göndermiş: yoluna kuş konsun kızım…

 

Canım!

 

 

Feraye Demir
Yüksek Topuklar – Köşe Yazarı
ferayedemir@gmail.com

2 Yorum

  1. ahh feraye ahhh… seni suçlamıyorum senin bu hırçınlığında ne kadar çok kalp kırıklığı olduğunu anlamaya çalışıyorum yazılarını okuyorum ama gerçekten kendi içinde çözemediğin hiçbişey için kimse sana yardımcı olamaz bu kadar kolay köprüleri yıktığını sanıyosun ençok yıkılan sen oluyorsun farkında mısın ???

  2. Ay gercekten cok etkileyici….Ama bu da bir gercek ki anneler asla ama asla bizlere kiyamazlar!!!

Yorum Yapın