California Cevizi
California Cevizi

Kumdan Kaleler…

“Yaz kokusu” desem anlarsınız değil mi? Dalgalar vuruyor sahile yavaşça… Martı seslerine dalga sesleri ve rüzgârın sesi eşlik etmekte. Çocuk kahkahaları ise rüzgâr ile dağılmakta…

Sahilde oynuyor çocuklar kahkahalarla. Kumda iz bırakarak koşuyorlar… Dalgalar sonra siliyor o izleri. Sanki dalgalar çocukları kovalıyor, zamanın bizi kovaladığı gibi…

En iyi cilt bakım yöntemleri

Dalgalara rağmen, çocuklar koşmaya ve kumda izler bırakmaya devam ediyorlar. Hatta daha ileri gidip kumdan kaleler inşa edenler bile var. Hem de üst üste kat çıkmaya cüret eden bile… O kaleler dalgalarla yıkılacakmış… Ne gam? Yıkılmasa bile, güneş battığında o özenle inşa ettikleri ve emek verdikleri kaleleri oracıkta terk edip evlerine gidecekler. Deniz kenarında bir güneşli günün hatırası olarak kumdan kaleler, güneş batınca ve deniz kabarınca yine geldikleri yere, denize dönecekler. Eskiden oldukları yerde hiç bir iz olmayacak… Ne kaleye ait, ne de inşa eden kişiye ait tek bir iz kalmayacak. Sanki önceden hiçbir şey yok gibi… Hiç bir şey olmamış, hiç emek verilmemiş gibi, buradan kimse geçmemiş gibi… Umurunda mı çocukların? Neden olsun? Onlar eğleniyorlar kumdan kaleler yaparken. Mutlular bir şey oluşturdukları için. Yoktan var ettikleri için. İlgilendikleri sadece bu keyif: Yaratmanın keyfi, meşguliyetin keyfi, meşguliyetin cenneti…

Çoğu zaman unutsak da bir gerçek var: Hepimiz çocuktuk. Evet, hepimiz bu çocuklar gibi sonrasını düşünmeden kumdan kaleler yaptık keyifle. Oynarken bir şeylerle “bütün” ve “mutlu” hissettik. Bir talebimiz olmadı, o anın keyfini çıkarmaktan başka.  

Peki, şimdi sonunu düşünüp, daha başlamadan vazgeçmemiz neden birçok şeyden? Ne sonsuz ki yaşamda? Yaşam sonsuz değil en başta. Taleplerimiz biz büyüdükçe mi arttı hayattan? Yoksa kendimizi daha akıllı mı sanıyoruz? “Emeğime değer mi?” sorusu doğru bir soru belki ama kriterimiz ne olmalı cevaplarken? Bir şeyi yaşarken ve oluştururken alınan keyif mi, yoksa elde edilenin kalıcılığı mı? “Kumdan kaleler” neden yetmiyor da “çelikten kaleler” peşindeyiz?  Kayıpları yaşadıkça ve yenilgiyi öğrendikçe daha mı korkar olduk bir şeye başlamaya ve bir şeyi oluşturmaya? Yıkılacağını bilerek kumdan kaleler yapmaya başlayabilmek zor mu artık büyüyünce? Yıkılacağını bilmek ama konsantrasyonumuzu sadece kaleyi yapmaya odaklamak zor mu? Kumdan kalelerin kalıcılığı ile değil, varlığı ile mutlu olmak, keyiflenebilmek?

Biz bir gün biteceğini bilerek yeniden bir şeylere başlamaya korkaduralım, sahilde oynamaya devam edecek çocuklar yine kahkahalarla. Kumda iz bırakarak koşacaklar yine… Dalgalar sonra silecek o izleri de… Dalgalar çocukları kovalayacak. Zamanın bizi kovaladığı gibi…

Figen Bıyık

Yorum Yapın