Vedalaşma anımızın geldiğini hissedeceğim, doğru olduğundan korkarak telefonumun ekranına bakacağım ve yanılmadığımı göreceğim. “Bir kez daha” diyerek dudaklarını öpeceğim, bir kez daha… “Hadi ama ayrılamayacağız yoksa” diyerek, kâküllerimi yukarı doğru kaldırıp alnımı öpecek, saçlarımı eski haline getirip “bu öpücüğü hep burada sakla!” diyecek… Duyduğum sözle mutlu olurken, gideceğimi bildiğim için üzüleceğim… Yavaşça kapıyı açacağım, arkamdan baktığını bileceğim ve O’na doğru döneceğim; parmak uçlarında bir öpücük filizlendirip bana gönderecek, gülümseyerek kabul edeceğim…

 

Yol bitecek, evime geleceğim yüzümde şapşal bir ifadeyle… “Dünya yansa umurumda olmaz ama sen ‘cehennemdeyim’ desen koşarak gelirim” tutkusuna sarılacağım. Durup durup ellerimi koklayacağım, ellerimde O’nu bulacağım. Ellerim olduğuna şükredeceğim, O’na dokunabilmemi sağladığı için…  Durmadan aynaya bakıp güzelleştirdiği yüzüme, saçlarıma, dudaklarıma hayran olacağım. Hafiflediğimi, yürümediğimi hissedeceğim ki bacaklarımdaki ağrıyla irkilene kadar… Merdivenleri çıkarken, yürürken, doğrulurken zorlanacağım ve ağrıya gülümseyeceğim. Ah, evet “bacaklarımdaki ağrıdan dolayı mutluyum” diyeceğim.

 

Tenimde, teninin kokusu varken duş almaktan imtina edeceğim. Olabildiğince, O’nu üzerimde taşımak, yaşatmak isteyeceğim. Yaşatmak dediğimde aklıma gelecek: bir kere öpsem seni; heyecandan kalp krizi geçirip öleceğimi sanırdım. Öptüm, ölmedim. Seninle yaşadım, seni yaşattım…

 

O’nu her gördüğümde ruhumda esen ilkbahar rüzgârlarını anımsatan çiçek desenli yastığımı alıp, saçlarımı uzatacağım… Gözlerim açıkken ya da kapalıyken O’nu düşünmeye, görmeye devam edeceğim… Uykuyla uyanıklık arasında rüyalara salınacağım.

 

Gördüğüm bir rüya, tüm duygularımı anlatmaya yetecek…

 

–    Korkuyorum, gidersin diye korkuyorum.
–    Korkma, gideceğim.
–    Gideceksen nasıl korkmayayım?
–    Sana korkusuzluğu öğretmemin başka yolu yok. Bana teslim olmalısın, gideceğim ve korkmamalısın.
–    Gitme ne olur, korkuyorum. Korkacağım.
–    Hatırla, 5 Kasım’ı hatırla!

–    Hatırlamıyorum.
–    Belki yaşadıklarının hepsi bir oyun. Tıpkı çok sevdiğin filmdeki gibi…

 

İki göğsümün arasında bir kuş kanat çırpar gibi uyanıyorum. Kalbim yokmuş da hep orada ürkek bir kuş varmış gibi hissediyorum. Etrafıma bakınıyorum, rüya olduğunu anlıyorum ama daha çok korkuyorum çünkü rüyalarım hep gerçeğe dönmüştür. Ya diyorum yine olursa, yine kaybedersem?

 

Kucağıma yeni doğmuş bir bebek vermişler de ne yaparsam yapayım O’nu incitecekmişim gibi hissediyorum, kaybetmekten korkuyorum. Bana, korkusuzluğu öğretmenin başka yolu yok mu?

 

 

Feraye Demir
Yüksek Topuklar – Köşe Yazarı
ferayedemir@gmail.com