California Cevizi
California Cevizi

Hayat Bana Güzel!

Tacizlerimden öyle bıkmış olmalı ki “çocuk gibi mızmızlanma, Salı günü geliyorum, hepsini halledeceğim!” dedi. Önce şaka yapıyor sandım ama bavulunu hazırlamaya başladığını, beni eve yerleştirmeden geri dönmeyeceğini söyleyince emin oldum. Evet, Yüksek Topuklar’dan tanıştığım ve dostluğuna nail olduğum Elif; benim için Türkiye’ye geliyor! Nereden mi? İngiltere’den! Buna şans demem de ne derim?

 

Koltuklar, perdeler, dolaplar, mutfak eşyaları, halılar için elbette ki bir gün yetmeyecekti ama birkaç gün de yetmeyecekti. Gözümden sakındığım senelik iznimi kullanmaya karar verdim. Öyle ya eğer bir şeyi çok istiyorsam; bedelini ödemem gerekiyordu. Ben de bedel olarak; faizdeki paramı, günü gelmeden bankadan çeker gibi senelik iznimden 1 haftayı ödemeyi seçtim.

 

Elif’i hava alanında karşıladıktan sonra kocaman bavulunu yüklenip Galata’daki eve geldik. Kahve ve sigara keyfini çok uzatmadan işe başlamak için kolları sıvadık. Yüksek Topuklar’ın dekorasyon sayfalarına girip koltuk, dolap ve perde modellerine baktık. Sonunda tam istediğim gibi kırmızı, siyah ve beyaz renklerin karıştırıldığı koltuk takımı buldum. Kredi kartına taksit kampanyalarından faydalanarak, yeni evin tüm eksiklerini tamamladık.

 

Mobilya ve beyaz eşyalar gelmeden önce evin her köşesini yerleştirdik. Beşiktaş’tan aldığımız tabak, çatal, tencere gibi mutfak eşyalarını tek tek yıkayıp dolaplara dizdik. Perdeler de asıldığına göre geriye sadece eşyalar geldiğinde, evi dekore etmek kalıyordu.

 

Şansım yaver gidiyor ya ertesi gün hepsi geldi! Koltukları yerleştirdik ama masanın kurulması gerekiyor. Hadi onu da yaptık diyelim, dolabı kim kuracak? Düşünüyorum, düşünüyorum… Bu evi kiralarken bana kefil olmayı göze alan Onur, bu iş için biçilmiş kaftan değil mi? Aynen de öyle! Hemen Onur’u arayıp “canım, kuru fasulye ve pilav yaptım. Yanında da ev yapımı turşu var. Sen çok seversin. Bu akşam bana yemeğe gelir misin?” diye sordum. “Gelirim de hangi evdesin?” dediğinde “Galata’daki evdeyim, seni bekliyorum” dedim. Temiz kalpli arkadaşım; eşyaları nasıl yerleştirdiğimi, ne zaman yemek yaptığımı sormadı ve 7 gibi ben de olacağını söyledi. O’nu doğrudan kandırmaya içim el vermediği için “yalnız yemek masasını kuramadım, yardımını rica ediyorum” dedim. “Aman canım, masa kurmakta ne var hemen hallederim” dedi. “Sen yine de arkadaşlarının birini yanına al, belki sandığından uzun sürer” diyerek kendimce uyardım.

 

Yarım yamalak yerleştirilmiş evde kuru fasulye ve pilav yapmak mümkün değildi ama Onur geldiğinde yalancı çıkmak da istemiyordum. Peki, ne yapabilirdim? Evet, internet üzerinden ev yemekleri satan bir yerden sipariş verebilirdim. Aklımı seveyim: yemekler geldikten 15 dakika sonra Onur ve Özgür geldi.

 

“Çok açım, hemen yemeğe oturalım mı?” diye soran Onur’un etrafa göz gezdirdikten sonra gözlerini bana çevirip “tanıdığım en yalancı insansın, cadısın, başımın belasının!” dedi. “Ya ben aslında tamam yalan söylemiş olabilir ama gözün korkmasın diye öyle söyledim” diye kıvırdım. Nazım geçiyor sonuçta, biliyorum. Bilmesem söyler miydim?

 

Yemek yiyebilmek için masaya ihtiyacımız vardı. Onur ve Özgür çalışmaya başlayınca biz de mutfakta bir şeyler yapıyor gibi görünmenin uygun olacağını düşündük. “Aman canım masa kurmakta ne var?” diye Onur; yanında yardımcısı olmasına rağmen bir saattir masayla uğraşıyordu. En sonunda işin başına Özgür geçip yirmi dakikada masayı kurdu. Masanın üzerine birkaç kez vurup: “masa da masaymış ha! Bana mısın demedi o kadar yüke, bir iki sallandı durdu!” dedi. “Sen dedim nereden biliyorsun bu şiiri?” “Edip Cansever’i neden bilmiyorsun diye sorman gerekirdi” dedi. Aferin bak, gözüme girdi bu çocuk!

 

 

Feraye Demir
Yüksek Topuklar – Köşe Yazarı
ferayedemir@gmail.com

[iframe width=”420″ height=”315″ src=”http://www.youtube.com/embed/UW9YM0_S_io” frameborder=”0″ allowfullscreen]

1 Yorum

Yorum Yapın