California Cevizi
California Cevizi

Engelli Koşu!

Bugün bir soluklanayım dedim, kahvemi aldım ve kitabıma daldım. Tam sardırmışken kitaba, genç bir anne ile kızı geldi yan masama. O kadar yüksek sesle konuşuyorlardı ki… İster istemez kulak misafiri ötesi bir duruma düştüm: Konuşmanın tam ortasına. Hatta ortak oldum konuşmaya. Kız yüksek sesle şikâyet edip ağlıyordu annesine. Anne de biraz telaş, biraz üzüntü ile teselli etmeye çalışıyordu genç kızı. İstem dışı kafamı kaldırdım ve kızı ağlarken incelemeye başladım. Anne ile göz göze geldik. Bana kızgın kızgın baktı. Kovdu beni o konuşmadan bakışları ile. Ben hızla gözlerimi kaçırdım ama kulaklarım hala ortaktı.

Kız ağlıyordu. Dershanede daha alt kurdan başlayacak olmasına içerlemişti. “Ama ben çok başarılıyım” diyordu. “Şu kadar netim var. Nasıl beni aptallarla aynı sınıfa koyarlar? ”Anne ise kızını sakinleştirmeye çalışırken “Kızım sen onlar gibi değilsin.” diyordu. Ben ise, içimden konuşuyordum. Daha doğrusu söyleniyordum: “Bir seviye sınavı ile insanlar, aptallar ve zekiler diye mi ayrılıyor? Asıl aptal olan bu şekilde düşünen değil mi?”

Sonra kız sakinleşemedi de bir şey içemeden kalktılar hemen. Oh dedim kitabıma dönebileceğim. Keyfe devam. Var mı öyle? Yok tabii. Kendimle kalıverince düşünmeye başladım. Gördüm ki bu genç kız gibi, ben de ne çok ağladım zamanında? Onun gibi düşündüğüm ne çok zaman oldu? Ya anne gibi öğütler verdiğim? Dolu zaman olmadı mı?

İnsan değişiyor. Yaşadıkça, gördükçe. Değişmeye direnç göstermemeli. Sadece yoruluyor o zaman. Direnç gösterse de değişiyor çünkü. Değişen ne? Olaylara tepkilerimiz mi? Düşünce tarzımız mı? Çıkılan tekâmül basamakları mı yoksa bunlar?

Değişmesek suç mu? Hayır. Hayat engelli koşu bir tür. Bir engeli aşmadan sonrasını bilebiliyor muyuz? Engeli aşamamak demek, kocaman bir başarısızlık demek değil mi? Başarısızlıklar öyle kolay sindirilir mi? “Kaybedenler kulübü” sevimsiz bir yer, öyle mi? Ya engeli aşarsak? O engelden sonra yeni bir engel daha gelmiyor mu? Engelli koşu sonunda ne oluyor? Onca engeli aştıktan sonra? Başarı ile kürsüde madalyalar takılıyor. Sonra?

Doğum da engellerle dolu. Spermlerin oositi döllemek için mücadelesini düşünün. Ya da fizyolojik halini düşünün doğumun. Normal yolla bir doğumu yani. Dünyaya gelmek için geçtiğimiz o zorlu yolu. Bir hiç iken, bir insan olmuyor muyuz?

Sadece insanken, bir sürü şey olmaya çalışmıyor muyuz? Karı, koca, sevgili, arkadaş, patron, zengin, şampiyon, müdür vs.

Bunca zorlukla geldiğimiz hayatın sonunda ne oluyor peki? Derin derin düşündüğümüz, üzerinde çok uzun konuşulacak ölüm gelmiyor mu? Ölüm de hiçliğe dönüş değil mi?

En zor ne biliyor musunuz bence bu hayatta? Hiç olduğumuzu kabul etmek. İnsanı çökertebilecek bir şey bu çünkü. Yaşama isteğini acımasızca sabote eden. Bu hiçlik duygusunun değersizlikle karışması ile ilgili aslında. Hiçten geldik hiçe gidiyoruz da değersiz değiliz ki. En kıymetliyiz. En kıymetli…

Sadece başarılı olma saplantısına yakalandığımızda aklımıza getiriversek bunu. Hayat daha kolay olmaz mı? Azim önemli şey, güzel şey. Boş vermişlik değil bu dediğim. Sadece hayatta engelli koşu için tek kulvar yok ve tek engel ile insanlar iyi-kötü, güzel-çirkin, akıllı-aptal diye ayrılmıyor. Aslında, hiçbir zaman insanlar bu şekilde ayrılamıyor. Çünkü hepimiz kimi zaman iyi, kimi zaman kötü, kimi zaman güzel, kimi zaman çirkin, kimi zaman akıllı, kimi zaman aptal olmuyor muyuz?

Figen BIYIK – Yüksek Topuklar
figen@yuksektopuklar.net

Tüm Yazılarımı Okumak için Tıklayın!

Yorum Yapın