California Cevizi
California Cevizi

Cesur’un Annesi

O anlatırken sakin ve kısa cümleler kuruyor. Ben ise, her kısa cümlede bir güçlü darbe ile sarsılıyorum. Cümleleri ne kadar basit, ama bir o kadar da sarsıcı! ‘’Nasıl bu kadar TANIK kalabiliyor hayatına?’’ diyorum kendi kendime.

13 yaşında çocuk denecek yaşta evlendirildiğini söylüyor. ‘’O yaşta nasıl evlenirsiniz?’’ diyorum. Kendisine âşık olduğunu söyleyen bir adamın, ailesini tehdit ettiğini söylüyor ve ‘’Zorundaydım.’’ diyor. Sakin anlatıyor. Sakin, vakur…

İlk zamanlarda kocası çok iyi davranıyor ona. Çocukları oluyor, tam yedi tane. Ancak kocası sorumsuz bir adam. Nasıl AŞK ile tehdidi yan yana getirebildiyse, 7 çocuklu bir aile babalığı ile kumarı yan yana getirebiliyor. Belli ki mutsuz… Belli ki kaçıyor bir şeylerden… Kumar ile de hayat ondan kaçıyor aslında.

Çocuklar aç… Çocuklar başıboş… Sonunda olan oluyor ve uyuşturucu bağımlısı iki oğul çıkıyor ortaya. Biri var ki çok ama çok kıymetli. Masum bir yüz. Annesi ile aşk var aralarında. Annesinin durumunu düşündükçe ağlıyor. Annesi ise kendisinden çok, o ve kardeşleri için ağlamakta.

İste o en kıymetli oğlu, yani çok sevgilisi, uyuşturucu bağımlılığının ardından şizofren olmuş. Hem de tımarhanelik. ‘’Kapatmayın beni buraya’’ diyormuş annesine. ‘’Burası cezaevi gibi’’. Korkar olmuş kapalı mekânlardan o hastane günlerinden sonra. Aslında her şeyden korkar olmuş. Herkes düşmanı gibi. Herkes. Hatta çok sevgili anneciğinin de kendisine zarar vereceğine inanıyormuş kimi zaman. Annesini dövdüğü bile olmuş. Sırf bu nedenle evlerini bile yakmış. Ev kül oluvermiş. Bu talihsiz kadın, bir de evsiz kalmış. Her şeyden korkar hale gelen bu çocuğun adı ise ne ironidir ki; Cesur…

Kadın bunları anlatırken ne sesi titriyor, ne de ağlıyor. Sadece aktarıyor. Duygularını bir kenara itmiş belli ki bu zor hayata katlanabilmek için. Sağlam durabilmek için, tepkisiz kalabilmeyi öğrenmiş. ‘’Neden ben?’’ diye sormuyor ve sadece yaşıyor kendisine düşen hayatı. Kabul içinde…

Boğazımda gittikçe büyüyen bir düğüm ile dinliyorum kadını. Gözlerim dolu dolu oluveriyor. Kadın ‘’KABUL’’ içinde, ama ben isyanlarda… Aklımda sıralanan cümleler: Hayat neden bu kadar yüklenir birine? İlahi adalet nerede? Tekâmül için mi tüm bunlar? Kadınların durumu ne olacak bu ülkede? Kadınlar için yapılacak çok şey var daha? Ne yapabilirim? Benim sorunlarım ne kadar küçücük kaldılar, değil mi? Halimize şükretmeli ve her gün için teşekkür etmeliyiz… Ve başka binlerce sıralanan cümle…

Sonra bakıyorum gözlerine kadının… ‘’Yapabileceğim bir şey olursa buradayım.’’ diyorum. Yeni evlenen 13 yaşındaki kızı görüyorum gözlerinde… Hala orada o kız ve sevgi dolu. Ağzındaki altın dişleri görünerek bana gülümsüyor. Dimdik kalkıyor oturduğu yerden.
Kendinden emin yürüyor o zor hayatına doğru. Sevgiyle ve hüzünle bakakalıyorum o kadının ardından gözlerim dolu dolu. “Ne kadar cesur!” diye düşünüyorum. Aklımda sadece tek bir kelime dolaşıyor: Cesur! Keşke bütün kadınlar bu kadar cesur olabilseler!

Cesur’lar ve cesur annelerine ithaf olunur.

Figen BIYIK

Yorum Yapın