California Cevizi
California Cevizi

Bu Adamların Hepsini Tanıyorum!

Kimini kendi hayatımdan, kimini bir dostun gözyaşından ama yaşamımın tam ortasından biliyorum. Hiçbiri masal kahramanı değil, uydurmadım fakat hayal olduğunu düşündüm çoğu vakitte.

Gerçek olamayacak kadar kimliksiz, vicdansız, bencil. Adları olsa da kendileri olmayan, erkekliği lekeleyen, insan olmaktan utandıran adamlar. Yazık ki hepsini tanıyorum.

Hayatımıza aldığımız adamlardan çok daha yürekli, güçlü ve onurlu beş kadınız biz. Öyle mücadele ediyoruz ki, görenler yıkılamaz diyor. Yıkılıyoruz. Parasızlıktan, hastalıktan, aile sorunlarından, evlatlarımızın sıkıntılarından, tek başına direnmekten değil. En güçsüz yanımızı, yüreğimizi ellerine bırakacak kadar güvendiğimiz, sevdiğimiz adamlardan yumruk yiyerek yıkılıyoruz. Titanic gibi, “Allah bile batıramaz bu gemiyi” demişlerdi ya, bizim de batacağımıza kimse inanmazken; buz dağının görünmeyen yerinden darbe alıp, derinlere gömülüyoruz. Bir kere olsa, yamalarımız var, kapatıp yolumuza devam edebiliriz, ancak bilmem kaçıncı vuruştan sonra inancımızı kaybediyoruz.

DUA ( Nil’e)

Güzel kadınlardık biz,
Aşka inanırdık mesela
Akşam sofraları hazırlardık,
Dantel örtülerimiz durur hala.
Ne zaman kırıldık bu kadar
Nasıl bitti inancımız aşka
Şimdi sev desen sınırsızca
O da adetten olur inanma.
Bu geçen ömür, tek gün değil
Aşk kaldı mı, kimse emin değil
Acımazsızlık bu, gönle reva değil
Tanrım sen bizlere sevda yolla….

En yara alacak yerimizi nasıl buluyorlar? Dostum onlar hayallerini bilirim. Birinin, mutlu bir yuvadan başka hayali olmadı hiç. Anne olmak istedi. Nerede bir bebek görsek, koklamaya kıyamazdı. Gözlerinde hüzün bıraktılar. İnkar etmeye başladı artık, çünkü onurunu kırdılar. Güzel bir evlilik istedi hep, evet, bunu da en başından anlattı üstelik. Kandırdılar. Çocuğuna bulduğu o özel ismi çaldılar. İyi bir eş, doğru bir anne olacaktı. Olacak mutlaka, inanıyorum hala ama neden bırakmadılar, bunca örselemek bir hiç uğruna, neden? Güzel kadındır. Kapıdan girince kafa döndürülecek kadar. Kalitesiyle kolundaki adamı da çıkarır yukarıya. Özen göstermediler. Değer vermediler. Sevişmek için mi bunca çaba? Baştan söyleselerdi ya. Bize bıraksalardı kararını, günlük bir sevişmeye de yatardı kim bilir belki aklımız. Ailesine bile girdiler. Çiçeklerle, damatlık, gelinlikle, sahte neredesinlerle yer ettiler, sözüm ona sahip çıktılar. Gönlünü, hayatını teslim almak için kandırdılar. Değer miydi? Bir kadının gözünde hüzün bırakmak hiç mi sızlatmadı içlerini?

UNUTTUM (Peloş’a)
Nereye saklanır geceleri uykum,
Bu sabahlara varma inadı neden
Ben kokmuyor artık bedenim
Elimde bir sigaradan kalan izler,
Bir de senden.
Baktık dün gece, aradık
Bana göre sevda yokmuş
Meğer yalnızlık yatağıma
Fark etmeden koca olmuş.
Yıpranmış, kırık dökük, virane
Başka aşka dayanır mı gönül
Bedenim, ruhum savaşta
Bir yanım kırılsa,
İçimden mermi akacak
Bunca yangından sonra
Kadın yanım,
Kendini nasıl hatırlayacak?

Ellerinin marifetinden mi, kültüründen mi, köklü ailesinden mi, Yaradan’dan aldığı yaratıcılıktan mı, bilinmez, büyülüdür gözleri. Yıllar öncesi bir resimden kopup gelmiş gibi. Dirayetine hayranlık duyarsınız. Asalet her kadında olmaz, sonradan üste konulmaz. Onun cildi gibidir. Kibarlığından küfür bile etmez gidenlerin ardından. Şaşırır sadece. Anlam veremez. Nedenini konuştuğumuzda bitişini aşkların, evliliğin; zarafetli sebepler bulmaya çalışır. Hep ruhu hasta adamlar denk gelir. Kendi yalanlarına, kendileri de inananlar. Sahip çıktığı değerlerle alay edercesine, vasıfsız, kimliksiz, güçsüz adamlar. Oysa bir heykeltıraş gibi oyarak çıkartabilir erkeğinin içindeki güzellikleri. İhanet kurşunlarıyla yaralanır. Dilsizliği ve suskunluğuyla cevapsız konuşmalar yaparlar, o anlayamaz ki. Kendi gibi dürüst oynamaz kimse bu aşk oyununu. Her şeye rağmen direnir, ayakta durur ama üstünü örter kırgınlıklarının, unutur en özel yanını. Ve perdesi açılır yeni günün tekrar, tekrar, tekrar…..

SENİNLE (İro’ya)

Seninle mevsim oldum,
Yaz gibi seviştik, yakıcı
Kış gibi paylaştık acıyı
Sonbaharda küstük, soldun
İlkbaharda öpüştük, masum.

Seninle dünya oldum,
Okyanuslar serildi gönlüme
Karada savaşlar çıktı
Fırtınalar koptu içimde
Engin dağlara tırmandım
Boğazlardan geçtim.

Seninle ahiret oldum,
Şeytanlaştı yüreğim, ah ettim
Uyurken melektin, seyrettim
Bu aşk sırat köprüsüydü, geçtim
Ceza diye seni seçtim.

Bakmayın evrenin kraliçesi olduğuna, küçücük dünyası vardır. Kaç cephenin savaşçısı, kaç insanın umududur.
Kendi umutlarından vazgeçmiş, acılarını yüreğine ekip onlardan çiçekler çıkarmış, ekmeğini kazanan, sevdiğine yepyeni hayatlar kuran, elleriyle besleyen, en ince ayrıntısına kadar düşünen, dünya kadını. Zorla girerler o minicik, zar zor kurulmuş dünyasına, dengesini bozarlar, renkleri karışır, o narin bedeni düşer kuruyan yaprak gibi. Ne isterler anlayamam? Ve en neden diye bağırasım olan kadın. Dört duvarına tüm umutlarını, düşlerini, kırgınlıklarını yerleştirip, dolaplarına üstüne giydiği yalnızlığını, çekmecelerine aşkının emeğini ütüleyerek koyar. Hatta lavanta bohçaları gibi lezzetler atar üstüne. Gelir birileri darmadağın eder, kırıştırır düzenini, yürek evinden çıktıklarında bir hırsız gibi dağınık bırakırlar, parmak izleri kalır, unuturlar… Neyi parçaladıklarını, onlar için yapılan makyajın gözyaşlarıyla dağıldığını arkalarından görmeden, öyle duygusuz ve nedensiz giderler….

YOL ARKADAŞIM (Kedi’ye)

Kaybettik,
Yıl kaçtı, mevsim neydi hatırlamam.
Kavga ettik, küfür ettik,
Ağladık ardından
Hatta sözüm ona, can bile verdik.
Önce hayallerimiz bitti galiba,
Sonra inancımız olmalı
Güveni bıraktık ardından
Ve kadın yanımızı
Eh, onunla vicdanımız da gitti.
Biz güzelleştirecektik dünyayı,
İnsanlık olmayınca
İşe yaramaz ne melek, ne şeytan
Kalbimizi derinlere kilitledik.
Kusura bakma Tanrım ama
Biz galiba aşkı kaybettik!

Bir kadın ki, yıllardır tanırım, bir gün gözünde öfke görmedim. Öyle, kadın bir kadın. Rujunu sürmeden bakkala gitmez. İşvesi, cilvesi dozunda. Her yerde mutlu olur mu insan? Hangi adamın yanına koysam, yakışır. Aşk kimsede onda durduğu gibi güzel durmaz. Rakı masasında kahkaha atar, ortalık şenlenir; balkonunu yıkarken şarkı mırıldanır sesi alt kattan dinlenir. Acıtanlarını, yaralayanlarını bile anlar. Kendini yerlerine koyar. Mutluluğa hep bir bahanesi vardır. Hani şu dışarıda hanımefendi, evinde kadın, yatakta orospu denilen, hep aranılan, arzulanan, hayal edilen kadın. Omzunda ağlasan, dosttur. Kış gününde sırtındaki posttur. Gidiyoruz deyince seninle kalkan, çok adamdan daha yürekli, silah çeksen titremez elleri. Onu bile harcarlar. Kişiliksizliklerine, güçlü bir kadının yanında duramamaya, üstünü örterek, örseleyerek, canını acıtarak gitmeye hep bahaneleri vardır. Belki eksik bulamamaktan, kaldıramazlar. Oysa giderken en dost selamıyla uğurlayacak, gün gelince yine yara sarabilecek insandır o. Yok, olmaz. Kabuklarını kaldırırlar, kanatırlar. Dimdik duruşuyla eyvallahsızlığına, içine akıttığı görünmeyen gözyaşlarına, sözlerinin altındaki anlamlara bakmadan, zavallılıklarıyla kopartırlar. İnançları gider. Güveni kaybolur. İçindeki şeytan belki şimdi susar ama bir zaman gelir, hem de hiç umulmayan bir zaman, karşılarına çıkacaktır. Salaklar, bilmezler…..

KENDİMDEN HEPİNİZE

Ömür boyu seveceğim demiştim ya,
Üzgünüm, sayende sözümü tutamadım.
Nasıl kırılır büyük yürekler
Nasıl becerdin kirletmeyi bilemedim.
Gel, buradan bak göreceksin,
Öyle palavra geliyor aşklar,
Su gibi falan değil,
Işıktan hızlı geçiyor yıllar.
Yerim yok artık affetmeye,
Gidenin ardından da bakmaz
Yorgundur gözlerim.
Şiirlerimin tadı değişti,
Şarkılarım katık olmaz rakılara.
Yaşamdan yana bir umutsuzluk değil
Tam da tersi yeni öğrendim,
Değişir insanlar da hücreler gibi
Sen hariç tabii.
Ne seçtiysem onu yaşadım
Azı çoğu yok, eminim.
Ama gel bir de buradan bak, göreceksin
Gözlerimden bak bir kere kendine
Bilirim hiç utanman yoktur ama
Sen bile,
Yerin dibine gireceksin….

Candan Ünal
Yüksek Topuklar Aşk Editörü
Candan.unal@yuksektopuklar.net

Yorum Yapın