California Cevizi
California Cevizi

Bana Beni Anlat Sevgili!

Şimdi döner dünyam benim, sen geldin ya, artık gerisi hikaye, başka bir rüzgar girer odamdan içeri. Bazen bir ses, bazen bir cümle, bazen bir yazı değiştirir ya her şeyi, sen hepsi gibisin. Hasretim ne kadar büyümüş, farkında değilmişim. Neyse, geldin ya, önemli olan bu!

Sayfalar dolusu yazı yazsam, anlatamam. Tüm duygularımı özetleyen iki cümleyi aktarmak çözer belki işi, şöyle diyor Goethe bir mektubunda: “Konuşurken içinizin açıldığını, fikirlerinizin gelişip biçim aldığını duyduğunuz bir insanla yeniden buluşmanın zevki içindeydim.” Tam olarak budur hislerim!

Neleri özlemişim sende? Hiç kuşkusuz, geceler boyu süren sohbetlerimizin tadı kalmış damağımda, içmeyi bir türlü beceremediğim şarap eşliğinde, beni alıp götüren sohbetlerimizi. Seninle konuşmayı ne çok özlemişim, sığ sevdaların karanlık acılarında yalpalanırken anladım. Nietzsche’yi, kadınlığı, ilişkileri, yaşam kavgasını, felsefeyi, Abdülhamit’i, tasavvufu, Dostoyevski’yi, hayvanları, insanları, yolculukları, çatışmaları, erkekliği ve daha nicelerini masaya yatırdığımız karanlık saatlerin bu uzun ve lezzetli paylaşımlarını özlemişim.

Bir erkeğin beynini sevmek önemlidir. Kaç erkek için söylenir ki bu cümle? Sevdiğim adamların nelerini sevdim diye sormalı insan kendine? “Seni seviyorum” derken birine, aslında neresini sevdiğimizi düşünmüyoruz.

Bize nasıl davrandığını, nasıl seviştiğini, yanında nerelere taşıdığını, neler hediye ettiğini sorgulamaktan, başka bir noktaya bakmaya fırsat kalmıyor galiba. Kimi neye göre seviyoruz? Acıtanları, kanatanları, yaralayanları daha çok sevdiğimiz kesin gibi duruyor. Huzuru, aşkı, dinginliği bulduğumuz yerler, ilk başlarda koşarak gittiğimiz limanlar olsa da, sonrasında canımız acısın istiyoruz; duramıyoruz olduğumuz yerde; kirletilmemiş, değerli sevdaların geçerliliğini korumadığı yüreklerimize bakmadan, şikayet ediyoruz.

Beni anlatmanı özlemişim en çok, konuları başka sokaklardan çevirip, hiç çaktırmadan önüme getirip koyduğun, içine beni karıştırdığın lezzetli cümlelerini. Aklımı sıyırıp, fikirlerimden soyarak, teslim olduğum dağınık sevişmelerimizi özlemişim bir de! Dinginliğine kaptırıp ruhumu, seninle kıtalar boyu devam eden, serüven dolu sulara atlamayı sevdiğimi hatırlattı gelişin. Can alıcı yerlerinde bıraktığın hikayelerin tadını, ertesi günün akşamında sabırsızlıkla beklerken, ne heyecanlı ve tatlı bir ızdırap yaşadığımı anımsattın.

Ne güzeldir seninle akşam sefaları, kimse bilmez! Çayın demini kokusundan, canımın tadını gözlerimden, fırtınayı sessizliğinden anlayan sevgilim; sana çiçekler ekmiştim saksılarda, gittiğinde hiçbiri yaşamadı. Oysa umut da aşka dahildi ayrılık gibi, zaman geçtikçe çiçeklerim gibi onlarda soldu. Neyse, şimdi geldin ya, dünya eskisi gibi dönecek, güneş daha parlak doğacak ve ben anlattıklarınla büyüyeceğim yine! Kolunda bazen sevgili, bazen bir eş, bazen öğrenci gibi kalacağım. Seni tekrar sevmeyi hatırlayacağım, ta ki sen gidene kadar. Belki bu sefer, daha büyümüş ve yaralı bir yürekle yaşayacağım için aşkını, gidişinde el sallarım arkandan. Hiçbir yaprak değişmez sen yoksun diye, sular yine berrak akar. Sabrederek ya da kazandıklarıma tebessüm ederek hatırlarım sözcüklerini, yokluğun içime otursa da aklım dingin kalır. Belki de bu sefer beceririz biz olmayı veya sen gitmezsin….

Candan Ünal

Yüksek Topuklar Aşk ve İlişkiler Editörü

Candan.unal@yuksektopuklar.net

*Tüm hakları Yüksek Topuklar.net’e aittir. Kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Yorum Yapın