California Cevizi
California Cevizi

Aşk Acısından Ölünür mü?

İnsan, istediğinde ölebilir mi? Kaza, hastalık gibi beklenmedik anlarda başa gelenler dışında kendi iradesiyle ölümüne karar verebilir mi? Dün gece daha önceki gecelerde olduğu gibi uykum kaçtı. Kütüphaneme şöylece bir bakıp Sadık Hidayet’in Diri Gömülen kitabını seçtim. Doğu’nun Kafka’sı Sadık Hidayet; defalarca intihara kalkıştığını, sinayür içtiğini ama demirden bedeninin ölüme yenilmediğini, ölmenin bir şans olduğunu yazıyordu. Yeniden kendi hayatını keşfetmek, kimseyi tanımadığı bir yere gitmek, kimsenin dilinden anlamadığı insanlarla konuşmak yani dolayısıyla konuşamamak istediğini söylediğinde içimden eşlik ediyordum: ben de ben de! Sadık Hidayet, ölümü arzuyla yazdıktan sonra yani son olduğunu bilmediği son notlarında isteği gerçekleşmiş. Bir otel odasında, tek başına ölmüş. Düşüncelerine katıldığım, evet bunu istiyorum dediğim adamın dakikalar sonra öleceğini bilmiyordum. Kendimden korktum!


Ara sıra ben de kendimi ölümün sakinleştirici sularına bırakırım. Arkamdan kimlerin ağlayacağını merak eder, geçmişi düşünür, kimsenin beni hatırlamayacağını anlayıp ağlamaya başlarım. Yani benim canım tatlıdır. İntihar etmeyi bir kenara bırakın, karşıdan karşıya geçerken araba çarpacak diye ödüm kopar, dakikalarca tüm arabaların yoldan çekilmesini beklerim. Sırf bu korku yüzünden servisi kaçırdığım, gideceğim yerlere geç kaldığım bile olmuştur.


Ölümü istemiyorken neden Sadık Hidayet’e katılıyordum? Aslında diri gömülen olabilir miyim? Yaşıyorum da aslında yaşamıyor muyum? Cepheyi sağlam tutarken içten içe çürüyor muyum? Bilemiyorum…


Düşüncelerimi bir kenara bırakmaya çalışırak, saate bakmadan bir kahve yaptım. Hatırladım: Cihan da gecenin yarısında kahve içmeyi severdi. Neyse… Bilgisayarımı açtım, biraz şarkı dinleyeyim istedim. Rastgele şarkı çal modunu işaretledim, dinlemeye başladım. Bu şarkılar benim gölgem olabilir mi? Tam da ölünür mü diye düşünürken bu şarkı nereden çıktı? Hangi şarkı mı? Kaçak – Ölünür de!


Bir noktaya bağladım kendimi. Neden diri gömülen olduğumu anladım. Bana bir şarkı lazımmış meğer!


Şöyle söylüyor: Bu hayattan kopuk, ölü balık gibi yaşamamın sebebi sensin. Lütfen son bir iyilik yap, beni denize at! Biliyorum her güzel şeyin bir sonu var. Eh tabii sen de haklısın, hızla su alan bu gemi batıp da boğulmamak için gemiyi terk etmen çok doğru. Anlıyorum, seni anlıyorum. Bilmelisin ki nefes alıyor, yaşıyor, gülüyor gibi görünsem de aşk acısından ölebildim. İçimden ölebiliyorum. İçimden öldüm. Yaşıyormuş gibi yapıyorum.

 

Feraye Demir
İletişim için e-mail: ferayedemir@gmail.com

Yorum Yapın