California Cevizi
California Cevizi

 

“Hayal kurma” diyor içinizdeki ses. Çünkü sizi korumak istiyor. Aman acımasın bir yeriniz. Kırılmasın yine kalbiniz, defalarca kırıldığı yerlerden. Ama özlemleriniz su yüzünde. Kendilerini gösteriverdiler, ortalıktalar. Hemen imgeliyor beyniniz. Bu yeni heyecanla, bu eski özlemleri. Zihniniz istila altında. Ya da siz, zihninizin istilasında…

En baskın his ne bu süreçte? Heyecan mı? Korku mu? Her ikisi de belki. Kimi zaman biri önde, kimi zaman diğeri. “Kontrol” diyor mantığınız. “Kontrolü ele al. Sakinleş.” Bu sefer doğru oyna(!) hamlelerini.”

Aşk denilen şey, bir zekâ oyunu mu yani? Kendinizi kaç kez işin gidişine bıraktınız? Ne oldu sonra elinizde kalan? Acıttı canınızı değil mi, karşısında çırılçıplak kaldığınız kişiler? “Bu sefer yapma!” diyorsunuz, “hemen koyma kendini ortaya.” Sabırla… Yavaşça… Heyecanla sabır, olur mu hiç bir arada?

Neden karşınızdakinin hisleri ile kendi hislerinizden daha çok ilgilisiniz? Sevilmek neden daha öncelikli sizin için? Sevmek varken…”Odağını değiştir” diyorsunuz kendinize. “Sevmeye odaklan. Nasıl hissediyorsun? Buna odaklan.”

İlk kez… Evet, evet ilk kez… Sakin biri karşınızdaki. Sağlam duruyor. Sabırsız, aceleci değil. “Hadi hemen!” demiyor… Bekliyor… Beklemeyi biliyor. Farklı olan bu. Sizi çeken bu. Bekleyebilmesi. Siz yapamıyorsunuz ya bunu şu an. Bekleyemiyorsunuz ya. Eksiğiniz olarak teşhis ettiğiniz bir şeyi becerebilen biri karşınızda… Hayran oluyorsunuz ona. Çünkü yapamadığınızı yapıyor. Hayranlık, aşkın temel taşıdır ne de olsa…

“Ama…” diyor iç sesiniz.”Ama bu insanoğlu. Sağı solu belli mi olur?” İçinizde bir şüphe beliriveriyor. Hemencecik ve acele ile yaşanılıp tüketilirken her şey bu düzende, nasıl yavaş olabiliyor diyorsunuz? Anlamıyorsunuz aslında…

Bir hüzün kaplıyor içinizi. “Bir yönü eksik o zaman, bir şeyler eksik o zaman” diyorsunuz. Akıl oyunları mı yapıyor? Stratejik mi davranıyor?

Zekâ, hem çok çekici hem de çok korkutucu değil mi? Güvenmek istiyorsunuz. Bir an önce güvenmek. Hani tümüyle güvenmek birine. Yanında huzurla uyanmak. Sizi etkileyen ilk his huzur olmadı mı? “Ne çok ihtiyacım varmış meğer” demediniz mi?

İhtiyaçlar gelince akıla ise, iş karışıyor iyice. “İhtiyacım olduğu için mi bunları hissediyorum? Hisleri ihtiyaçlar ne kadar etkiliyor?” Bir şeyleri çok sorup, çok eşeleyince altından neler çıkıyor? Zihniniz istila altında. Ya da siz, zihninizin istilasında…

O zaman gönül ve beyin işlerini tamamen birbirinden ayırmalı mı? Düşünmeden mi yaşamalı aşkları? Düşününce tadı da kalmıyor, tuzu da değil mi? Olması gereken gibi de olmuyor sanki bir şeyler… Bir de anlatamayınca… Anlatmak istiyorsunuz. Anlatmak. Anlattıkça düşünmek. Düşündükçe haz almak. Mazohistce biraz da.

Korkmamalı aslında… Sadece hissetmeli… Sadece yaşamalı… Düşünmemeli bazı şeyleri. Aynı hikâye, aynı bitmez o zaman… Umarım bitmez. Kolay değil biliyorum. Ama içinizden söyleyin şimdi korkusuzca yaşarken yeni aşkınızı: Aynı hikâye aynı bitmez her zaman…

Figen Bıyık

figen@yuksektopuklar.net

Öğrenmek istediğiniz konuyu aşağıdaki kutuya yazın ve enter tuşuna basın.

Yorum Yaz