California Cevizi
California Cevizi
Category

Pazar terapisi

Category

Hafta sonunda yapılacak 10 eğlenceli öneri

iki-tatli-kedi

İçimizi karartan ve bazen bizi kasvete sürükleyen hava durumu, bir güneşi gösterip, bir yağmur yağdığı için, hepimizin ruhu biraz sıkıldı, öyle değil mi? Bu hafta sonunu eğlenceli hale getirecek önerilerimizi okumak için fotoğrafların üzerine tıklayıp sayfalarda ilerleyin.

Neden cesaretim kolayca kırılıyor?

dusunceli-kadin

Bazen cesaretimiz kolayca kırılır, başka insanların bizden daha başarılı olduğunu düşünürüz, elimizdeki işi bitirmeden başkasına geçeriz, kilo vermek isteriz ancak diyeti sürdüremeyiz. Peki, bu sorunları kökünden çözmek için neler yapabiliriz? Psikolog David Lieberman’ın tavsiyeleriyle, cesaretimizi güçlendirip hayat kalitemizi yükseltebiliriz.

Hafta sonunda yapılacak 10 eğlenceli öneri

iki-tatli-kedi

İçimizi karartan ve bazen bizi kasvete sürükleyen hava durumu, bir güneşi gösterip, bir yağmur yağdığı için, hepimizin ruhu biraz sıkıldı, öyle değil mi? Bu hafta sonunu eğlenceli hale getirecek önerilerimizi okumak için fotoğrafların üzerine tıklayıp sayfalarda ilerleyin.

İçindeki korkak kızın farkında mısın?

kucuk-kiz-psikoloji

“Ayna ayna söyle bana, benden güzeli var mı bu dünyada?” Pamuk Prenses masalındaki bu cümle, benzer güzellikte veya kendisinden daha güzel birini gördüğünde güvensiz veya daha doğru bir ifadeyle güvensizleşen bir kadının kendine sorduğu merkezi bir sorudur.’’ Kraliçem, siz en güzelsiniz” cevabı onları sakinleştirir ve içlerindeki dengeyi tekrar kurar. Kendisinden ve dünyadan memnundur, çünkü artık özel biridir.

Neden cesaretim kolayca kırılıyor?

dusunceli-kadin

Bazen cesaretimiz kolayca kırılır, başka insanların bizden daha başarılı olduğunu düşünürüz, elimizdeki işi bitirmeden başkasına geçeriz, kilo vermek isteriz ancak diyeti sürdüremeyiz. Peki, bu sorunları kökünden çözmek için neler yapabiliriz? Psikolog David Lieberman’ın tavsiyeleriyle, cesaretimizi güçlendirip hayat kalitemizi yükseltebiliriz.

Senin aşkın hangisi?

Merhaba, ben psikoterapist Yusuf Bayalan. Geçen haftaki yazımda, Robert J. Sternberg’in Üçgen Aşk (Sevgi) Kuramından bahsetmiştim sana. Kısaca hatırlarsak Sternberg, aşkı (sevgiyi) bir üçgene benzetmişti ve aşk üçgeninin üç kenarını Yakınlık/Mahremiyet, Tutku ve Bağlanma/Karar olarak adlandırmıştı.

Yakınlık/Mahremiyet, paylaşım ve kendimizi açmayı, Tutku, uyarılma ve cinselliği, Karar/Bağlanma ise aşkın varlığı ve devamıyla ilgili düşünce yapılarımızı ifade ediyordu. Ve bu üç yapının nasıl bir üçgen oluşturduğu ise bizim aşkımızın şeklini ortaya koyuyordu.

Bu gün ise, bu üç bileşenin oluşturduğu sekiz aşk çeşidini ifade etmeye çalışacağım. Amacım, adına aşk dediğin yaşantınla ilgili bir farkındalık oluşturmana katkı sağlayabilmek. Senin aşkın aşağıdakilerin hangisine karşılık geliyor acaba?

1-        Beğenme/Hoşlanma olarak aşk: Aşkının bileşenlerinden baskın olan yakınlık ise sen bu gruptaki aşıklardansın. Bu durumda, partnerine (eşine) yakın hissedersin, ona karşı bir sıcaklık beslersin; ama, tutkulu ya da bir ilişkiyi sürdürmek isteyecek kadar bağlı hissedemezsin kendini.

2-        Çılgınca (delicesine) aşk: Bu aşk türünün hakim rengi tutkudur. İlk görüşte aşık olanlardan isen, bu senin aşk çeşidin olabilir. Öyleyse, ilişkinde cinsellik çok merkezdedir. Sevdiğini bir saplantı haline dönüştürme ihtimalin yüksektir. Aşkının içinde yakınlık ve bağlılık pek bulunmaz, ama aşık olduğun kişiden kopamazsın da. Aşkının tek taraflı olma ihtimali yüksektir.

3-        Romantik aşk: Romantik bir aşıksan, ilişkinde yakınlık ve tutku hakimdir. Yaşadığın ilişkinin karşılıklı olma ihtimali yüksektir. İlişkinde olmayan şey ise bağlılık olabilir. Mesela bir yaz tatilinde son derece romantik bir aşk yaşayabilirsiniz. Ama uzun vadeli planlar gündeminizde olmaz.   Sen bir Romeo, sevgilin de bir Juliet’dir.

Aşk

4-        Boş aşk: Bu biraz mantığın ağır bastığı bir ilişki türüdür. Aşkının hakim rengi bağlılık/karardır. Eşine karşı tutku ve yakınlık hissetmekte zorlanabilirsin. Ten uyumu senin uzak olduğun bir kavram olabilir. Her şeye rağmen aşkın, çok uzun yıllar, belki de ömür boyu sürebilir.

5-        Arkadaşça aşk: Bu aşkın hakim tonları, yakınlık ile bağlılıktır. Aşkınız sanki uzun süren bir arkadaşlık ilişkisi gibidir. Pek çok ilişkide, tutku yerini zamanla arkadaşça bir ilişkiye bırakır. Monotonluk gibi algıladığın bir ilişki yaşayabilirsin. Bunun kötü ya da iyi olduğunu söylemiyorum, ama “Benim hayatımda tutku olmalı.” Diyenlerden isen, bu aşk türü seni tatmin etmeyebilir. İşin senin için bir başka zor tarafı ise, her ilişkinin er ya da geç, arkadaşça ilişkiye dönme ihtimalinin yüksek olmasıdır.

6-        Aptalca aşk: Hollywood filmlerinde gördüğün daha çok böylesi bir aşktır. Çiftimiz çok kısa sürede tanışıp evlenir ya da yatağa girerler. Böyle bir aşk yaşıyorsan, zaman içinde gelişebilecek yakınlığı ihmal edip, tutku temelli bir bağlılık yaratma ihtimalin çok yüksek demektir. Bu durumda, tutku yapısı gereği zamanla azalacağından, hayal kırıklığı başa çıkman gereken duyguların merkezine oturacaktır. Hayal kırıklığı ise, öfke ve stresin kaynaklarından biridir.

7-        Mükemmel aşk: Pek çok zamane insanının olduğu gibi senin de arzu ettiğin aşk çeşidi olabilir. Mükemmel aşkta, yakınlık, tutku ve karar bir arada bulunur. Bu aşkı elde etmekten daha zor olanı ise, onu sürdürebilmektir. Özellikle, hayatının  merkezinde almak olan, pek çok şeyi olduğu gibi aşkı da, çaba ile elde edilen bir şeyden ziyade bir hak olarak gören zamane insanı için işler daha da zordur.

Aşk

 

8-        Aşksızlık: Bu ilişki türünde, yakınlık da, bağlılık da, tutku da bulunmaz. Bu ilişki türü biraz da mecburi ilişkilerimizi tanımlayan bir ilişki türüdür. Bu ilişkilerde arkadaşlık bile yoktur.

Aşk ilişkilerinde yaşadığın sorunların önemli bir kısmı, seninle partnerin arasındaki beklenti farklılığından kaynaklanır. Sen tutku ararken o sana yakınlık sunarsa, sen bağlılık ise o sana tutkuyla yaklaşırsa, sorun yaşama ihtimalin yüksektir. Bu durumda mesele, karşılıklı beklentilerin orta noktada buluşturabilmesidir.

Bir sonraki seansımızda, aşk (sevgi) ilişkimizde, beklentilerimizi karşılamamıza engel olan sebepler üzerinde duracağım.

Yazı ile ilgili düşüncelerini benimle paylaşırsan sevinirim. Kendine iyi bak. Muhabbetle,

Psikoterapist Yusuf BAYALAN

www.terapievi.com

İletişim için: info@terapievi.com

Moral

Senin aşkının üçgeni nasıl?

Merhaba. Geçen hafta bir “ilk yazı” ile karşındaydım. Ve orada “ben”im kendiliğime giden yolun “sen”den geçtiğinden bahsetmiştim. Bazıları aşkı (sevgiyi) benden sana giden ve senden bana gelen  yol olarak kabul ediyor. Ünlü İspanyol filozof Ortega y Gasset, bir kişinin kendini en iyi şekilde aşk (sevgi) ilişkisinde görebileceğini söylüyor. Bunun anlamı şu: Kendini tanımak istiyorsan aşk (sevgi) ilişkine bak.

Pazar Terapisi esas olarak, kadın erkek ilişkilerinin ele alındığı bir köşe. Dolayısıyla, yazılarım büyük oranda kadın erkek ilişkileri, aşk, sevgi, sadakat, bağlanma ve bağışlama gibi kavramlar etrafında olacak. Aşkımızı (sevgimizi) anlamaya çalışırken kendimizi de anlama çabası güttüğümüzü ifade etmek isterim. Özetle, nasıl biri olduğumuz nasıl bir aşk (sevgi) yaşayacağımızı, nasıl bir aşk (sevgi) yaşadığımız ise nasıl biri olduğumuzu anlamamıza yardım eder.

Aşk parantezinin içine sevgiyi koyduğum dikkatini çekmiştir. Çünkü bazıları aşk (love) ve sevgiyi ayrı birer kavram olarak algılıyor, bazıları ise ikisinin aynı olduğunu düşünüyor. Bazılarına göre ise aşk, sevginin bir formudur. Anlayacağınız işler biraz karışık. Aşkın bulaştığı ve karışık olmayan bir yer mi var? Ben yazılarımda genelde ikisini aynı anlamda kullanacağım. Bir ayrım gözettiğimde ise bunu ifade etmeye çalışacağım.

Felsefe, biyoloji, kimya, antropoloji, sosyoloji ve psikoloji gibi pek çok disiplin aşk hakkında bakış açılarını ortaya koyuyor. Anlaşmaya vardıkları tek nokta neredeyse, aşk kavramı ve yaşantısında mutabakata varılamayacağı oluyor. Dolayısıyla, burada paylaşacağım bilgilerle karşılaşacağınız başka bilgilerin uyumsuzluğu sizi şaşırtmasın.

aş

Sahi yazının başlığı neydi? İstersen hatırlayalım: Senin aşkının üçgeni nasıl?

Psikoloji literatüründe en çok dikkate alınan  aşk kuramlarından biri, Sternberg tarafından geliştirilen “Üçgen Aşk Kuramı”dır. Ona göre aşkı, bir  üçgen gibi düşünebiliriz. Üçgenin her bir kesişim noktası aşkın temel bir boyutunu temsil eder. Bu boyutlar ise, yakınlık/mahremiyet, tutku ve karar/bağlılık boyutudur.

Yakınlık/mahremiyet, aşkın duygusal bileşenidir, ve taraflar arasında duyguların yakınlığını ve paylaşılmasını kapsar. Bu paylaşımda, bağlılık, güven ve sıcaklık gibi duygular yer alır. Sevilenin mutluluğunu artırma isteği, ona duyulan saygı, benliğini sevilen kişiyle paylaşma, duygusal destek alış verişi vb. üçgenin bu köşesindedir.

Tutku, aşkın güdüsel (fiziksel, hormonal, kimyasal) bileşenidir. Cinsel çekiciliği ve tutku duygusunu, ötekiyle bir olma arzusunu içinde barındırır. Taraflar arasındaki “kimya”nın oluştuğu boyut olarak düşünülebilir.

Karar/bağlılık ise, aşkın bilişsel (düşünce ile ilgili) boyutudur. Üçgenin bu köşesinde, aşkımızla ilgili düşüncelerimiz, ilişkiye bağlılığımız, onu sürdürme düşüncemiz yer alır. Karar kısa dönemli olup ötekine aşık olmayı ifade ederken, bağlılık uzun dönemlidir ve ötekiyle ilişkiyi sürdürmeyi ifade eder. Karar ve bağlılık her zaman bir arada olmayabilir. Mesela kişiler bir araya gelmek istedikleri halde ilişkiyi sürdürmek istemeyebilirler.

Aşkın bu üç öğesi birbiriyle etkileşim halinde kabul edilir. Aşk üçgeninin yakınlık/mahremiyet köşesindeki yoğunluk, sende zamanla tutku ve bağlılığın oluşmasına yol açabilir mesela. Romantik ilişkiler de her üç öğe de önemli olmakla birlikte, önem düzeyleri ilişkiden ilişkiye ve bir ilişki içinde zamanla değişiklik gösterebilir. Yani bazı ilişkilerde tutku ön plandayken bazılarında yakınlık öne çıkabilir. Aynı şekilde, senin ilişkinin başlangıcında tutku hakim renk iken, zamanla yerini yakınlığa bırakabilir.

Aşk

Aynı zamanda bu üç köşe arasındaki ilişki, farklı aşk yaşantılarının ve farklı aşk türlerinin oluşumuna yol açar. Mesela siz, tutkunun hakim olduğu çılgınca bir aşk, ya da yakınlık ve bağlılık hakimiyetinde romantik bir aşk yaşayabilirsin. Ya da senin aşk yaşantın daha çok “verme” üzerine kurulu özgeci bir aşk olabilir.

Yazı bu haliyle de yeterince uzun olmuş olabilir. Bu yüzden, yazının devamını sonraki seansa (önümüzdeki haftaya) bırakalım ve gelecek seansta, aşkın üç boyutu üzerinden, aşk çeşitlerini ele alalım. Ne tür bir aşk yaşantısına sahip olduğunu görmek için önümüzdeki hafta görüşmek üzere.

Yazı ile ilgili düşüncelerini benimle paylaşırsan sevinirim. Kendine iyi bak. Muhabbetle kal.

Psikoterapist Yusuf BAYALAN

www.terapievi.com

İletişim için: info@terapievi.com

Hadi gel, kendiliğimize geri dönelim!

“Yüksek Topuklar” ekibi olarak sizinle güzel bir haberi paylaşıyoruz: Pazar kahvaltısından sonra elinizde bir fincan kahve veya çay eşliğinde okuyup kendinizle yolculuğa çıkmanıza vesile olmak istediğimiz “Pazar Terapisi” köşemizde bir yenilik var: Daha iyi hissetmek, kendinizi onarmak, daha mutlu olmak için rehber yazılarıyla Psikoterapist Yusuf BAYALAN her Pazar bizimle olacak! Kendiliğinize geri dönmeye ilk adımı atmak için sizi, Pazar Terapisi’nde Yusuf Bayalan’ın ilk yazısıyla başbaşa bırakıyoruz.

Bir “ilk yazı” nasıl yazılır biliyor musun?

Ben bilmiyorum. Cehaletimin endişesi, ve bu endişeyi göğüsleme cesaretimle, klavyemin başında, senin de karşındayım.

Psikoterapistim ben. Talep eden insanların “dünya”sına giriyor ve “kendi”lerine yaptıkları yolculuklarda onlara refakat ediyorum.

Sen kimsin? Belki bir pazar sabahında internette öylesine dolaşan birisin. Belki bir öğrencisin, belki bir ev hanımı. Belki patronuna olan öfkesini internette dolaşarak yatıştırmaya çalışan bir adamsın, belki de yalnızlığıyla başa çıkmaya çalışan genç bir kız. Belki kadınların dünyasını anlamaya çalışan bir delikanlısın, belki de günlük burç yorumlarını merak eden bir anne. Her halükarda “Yüksek Topuklar”dasın. Aslını istersen, birileri bana ve sana, bizim haberimiz olmadan birer isim koymuşlar bile: yazar ve okur.

Bizi bir araya getirenin ne olduğunu merak ediyor olabilirsin. Geçenlerde bir elektronik posta aldım. Postanın konu kısmında “Pazar Terapisi” yazıyordu. Bu ifade bende merak uyandırdı açıkçası. Postanın göndereni, Yüksek Topukların Genel Yayın Yönetmeni Arzu KARABULUT idi. İçeriğinde şöyle bir ifadeye yer verilmişti: ‘Terapievi’ web sitenizi incelediğimde hem seçtiğiniz konular hem de anlatım diliniz ilgimi çekti. İfadenin devamında da, “Yüksek Topuklar”da yazarlık için bana teklifte bulunulmuştu.

Davetin kendisi kadar hoşuma giden bir başka tarafı, birkaç ay öncesinde, okuyuculara faydalı içerik üretmek üzere kurduğum “Terapievi”nin, böylesi bir davete vesile olabilmesiydi. En nihayetinde davete icabet ettim, ve şimdi bir aradayız.

Yazıların içeriğine zamanla birlikte yön verebilmemiz, benim temel hedefim. Girizgah olarak seçtiğim konu ise “kendilik” oldu.

Kendiliğin

Kendilik benim zihnimde şöyle bir tanımla yer buluyor: Öte dünyada, Yaratıcı’nın muhatap alacağı tarafımız. Nihai hesap soranın, “Sen” diye hitap edeceği, bizim de “Ben” diyebilecek yanımız. Bizi “biz” yapan en çekirdek yapımızdır kendiliğimiz. Elimizin ve kolumuzun, sevgimizin ve nefretimizin, dünümüzün ve yarınımızın anlam kazandığı özümüzdür. Farkında olduğunun farkında olan yanımızdır. Hayatım, ölümüm, gelmişim, geçmişim, sevdiğim, nefretim ve her şeyim ifadelerindeki –m’dir kendilik. O olmadan neyin olup neyin olmadığını fark edemeyeceğimiz yanımızdır kendilik.

Şair’in, “Ne kadar oldun kendin, o kadar oldun başka.” dizesinde saklı olandır kendilik. Bizi başka, bambaşka yapandır yani. Tadına varmanın herkese nasip olmadığı, ama tadına varanın da, doyamadığıdır kendilik.

Kendiliğimin oluşabilmesi için, senin kendiliğine ihtiyacım var. “Sen” olmazsan “ben” olamam çünkü. Bu yüzden şair haklıdır: “Ben sana mecburum, bilemezsin.”

Kendilik her insanın esaslı meselesidir, ya da olmalıdır. Hele hele bir psikoterapistin, hayatının merkezindedir kendilik. Bütün mesleki deneyimim, insanların kendilikleriyle ilişkileri etrafında kümeleniyor. Bu sayfaya da, bir psikoterapist olarak, sana, bana ve kendiliklerimize dair paylaşımlarda bulunmaya çalışacağım.

Bu yüzdendir davetim sana. Hadi gel! Kendiliğimize geri dönelim!

Yusuf Bayalan

 

Psikoterapist Yusuf BAYALAN

Web sitesi: www.terapievi.com

E-mail: info@terapievi.com